Ruh'dan Öz'den

Dünya: Yanlış fikirler evreni

Geçenlerde gözüme ilişen bir cümlenin içinde bir ifade ilham oldu: Doğurduğum cennet…

Doğmak ve doğurmak kelimesiyle beraber içime hususi bir rahatsızlık düşer. Sebebi basit. Mucizeler Kursu’yla uzun süre yol aldıktan sonra zihnin geçirdiği süreçte dünyaya ve onunla ilgili her türlü fikre adeta bir dünya dışı yaratık gibi bakar oldum. Birisi bana doğurduğum veya doğdum diye konuşmaya başladığında zihnimdeki cevap hazır olur: Doğan ve doğurulan her şey yanılsamadır. Hakiki olan doğmayandır.

Sahte olandan uzak dur diye öğütleyen biri aynı cümlede, dünyayı daha yaşanılır hale getirmek için kendini bul, kendini keşfet dediğinde kişinin, Mucizeler Kursu’nun tabiriyle, hakikatı illüzyona yamamaya çalıştığını düşünürüm. Böyle bir kafa hala karışıktır, hala doğruyu bulamamış ama bulduğunu sanmaktatır. Kendisi, doğruyu bildiğine inansada, Mucizeler Kursu’nun arıtımından geçmiş bir zihin yanlışı görür. İstesede istemesede.

Bilgeler, dünyayı değil kendini değiştir diye öğütler. Hiçbiri, dünyayı daha yaşanılır bir duruma getir diye tamamlamaz öğütünü. Bunu ancak bizzat kendisi hakikatı deneyimlemeden oradan buradan topladığı ezber bilgilerle derleme yapanlar söyler veya yazar.

Mucizeler Kursu’nda şunu öğreniriz: Maddesel dünya deli bir zihnin ürettiği düşüncelerin dışa yansımasıdır. Kendi başına bir varlığı, bir kaynağı yok. İnsan denilen mahlukat tüm görüntüler gibi bir yanılsamadır (illüzyondur). Bu anlamda, bir insan ile bir masa arasında hiçbir fark yok. Algılara yansıyan her şey kişinin daha önce zihninde kurduğu senaryonun izlenişidir. İnsan bilinci kısır bir bilinç olduğundan dış dünyayı kendinden ayrı ve farklı görerek yorumlar. Bu yorumlamalar yanılgı içinde olan zihnin düşüncelerini teyit eder ve kişinin doğrum-ölüm ve ayrılık dramının içinden çıkmasını engeller. Dünyanın tanrısı egodur. Ego yaratmaz, yansıtarak yapar. Egonun yaptığı her şey suça ve korkuya dayalıdır, dolayısıyla yaşam denilen sahte bir varlık boyutunda tezahür eden her şey bu ilkeye tanıklık etmelidir. Dünya, insan ve her şey sahtedir. İnsan olarak algımıza veya bilgimize düşen her şey sahteyse, o halde tanrısallık nerede? Cevap basit: sahip olduğumuz tek tanrısal boyut bu dünyada olmayan, doğmayan, asla değişmeyen ve akılla bilinemeyen fakat deneyimlenenebilen Tanrı’dır. Deneyim, bilinç düzeyine yansıyan tanrısal düşünceler gibi algılansada esasen ne deneyimleyen var ne deneyimlenen. Var olan tek Tanrı’dır, O da BEN’im.

Bu hakikate ermenin her zihin için bir vakti, o vaktin öndecen belirlenmiş olduğunu ve vakit gelince rüya olan dünya sahasına tezahür edeceğini öğreniriz Mucizeler Kursu’nda. O halde bizim dünya ile ne uğraşmamız gerekir ne de bu fikre yönelik fikirlere yönelmek. Dünya ne ise odur. Bense ne bu dünyadayım ne bu dünyadan. Yapacak tek şey kendimi bir arınma sürecine adayarak dünyayı aşmaktır. İsa, korkmayın; ben de dünyayı aştım dediğinde tam da bunu kastetti. Günümüz papağan bilgelerin dünyayı ve yaşamı değiştirmeye yönelik çabaları, söylemleri, yazıları ve kitapları bu doğrunun ışığında geçerliliğini kaybediyor. Fakat masallara inanmak, onlardan haz almak isteyenler olduğu sürece masal anlatanlar, yazanlar da olmalı.