Mucizeler Kursu'ndan

Dünyaya Doğmanın İllüzyonu

Dünyaya yeni doğan bir insanın yalanlardan, günahlardan muaf olduğuna inanılır. Yeni doğmuş bir bebek melek gibidir. İnsan, sonradan dünyadaki olaylar ve eğitimler yüzünden değişir ve bebeklikteki masumiyetini yitirir. Gerçekten mi?

Bu inanç birçok dini, felsefi, spiritüel ve din olmayan fikirlerde aynıdır ya da benzer. Buna dayanarak kişisel gelişim programlarında, hayat koçluğu yöntemlerinde, psikolojik tedavi yöntemlerinde ve dini uygulamalarda dünyanın ve hayatın insanın doğarken sahip olduğu masumiyetini kirlettiğini, arık olan psikolojisini bozduğunu ve yanlış fikirler yüzünden mutsuz ettiğini öne sürerler. Bu durumu düzeltmek için binbir çeşit tedavi ve mental gelişim yöntemleri milyonlarca insana dünyada doğru yaşamanın yolunu vaad eder.

Mucizeler Kursu farklı bakar bu duruma. Kurs, istisnasız olarak dünyaya doğan her insanın günaha ve suça inandığı için doğduğunu yazar. Aksi takdirde, bu dünyaya neden gelsin ki bir insan? Öğrenmek için mi? Kendini keşfetmek için mi? Hakikat ve tam olanın kendinden başka bir şey olması mümkün mü? Tanrı, Tanrı olmamayı öğrenebilir mi, diye sorar Mucizeler Kursu’ nda İsa. Hayır. Cevap net, kesin ve ikiliksiz. Buna rağmen bir yanlışa doğru diye inanmak, böylece bir illüzyonu inşa etmek mümkün, diyor İsa. Fakat yalnızca zihinde bir yanılgı olarak. Bu yanılgı ise gerçeklikte hiçbir zaman varolamaz. Sadece bir rüyada varmış gibi algılanır, ki, algının kendisi bir illüzyondur.

Dolayısıyla, hiçbir bebek ne günahsızdır ne de suçsuzdur çünkü, her yeni doğan insan kendi suçuna ve günahına olan inancını beraberinde getirir. Spiritüel konulara yeni başlayan kişilerde bu metafiziksel yaklaşım devasa dirençlere yol açabilir fakat doğruyu doğru yapmaktan alıkoyamaz.

Geçmiş ile şimdiki zaman arasında, esasen hendek olmayan bir hendeği geçinceye kadar yeniden yaşamak için her gün ölüyorsunuz. Ve her yaşam böyle bir şeydir: doğumdan ölüme ve tekrardan yaşama geçen bir döngü, yeniden yaşanamayan uzun zaman önce geçmiş bir anın tekrarı. Ve tüm zaman geçmiş olanın hala burada ve şimdi olduğuna dair veseveseli bir inançtır.

Mucizeler Kursu 26:VI.42

Çok basit her şey: asla olmamış bir hatanın oluyor gibi görünen tek bir anında ilahi düzeltmenin nefesiyle gerçeklik/hakikat ne değişti ne de değişebilir. Hiç olmamış o tek bir anda oluyor gibi görünen rüyada esir kalmış bir kayıt köpüğü gibiyiz hepimiz. Şu kısır insan aklımızla haddimizi bir bilsek, tek celsede kurtuluruz kafesimizden, fakat kibrimizden, büyüklük manyaklığımızdan ve korkumuzdan ne bir tanrısal düşünceye yer veriyoruz ne de varlığımız olan sevgiye. Bizler seviyor gibi yapan nefret kütleleriyiz sonu yokmuş gibi görünün bir kabusun cehenneminde. Doğru buysa, insanın değeri bir masanınkinden fazla değil. Mucizeler Kursu daha bunu ilk dersde dile getiriyor:

Bu masanın hiç bir anlamı yok.
Bu sandalyenin hiç bir anlamı yok.
Bu elin hiç bir anlamı yok.
Bu ayağın hiç bir anlamı yok.
Bu kalemin hiç bir anlamı yok.

O halde azametimiz neye ve kime?