Ruh'dan Öz'den

Kendini bulmanın yolu: yalnızlık

Yaz geldi geçti, medeniyetin ayrıcalıklı yaşam tarzlarına yarı şuursuz yarı delice kapılmış insanlar yavaş yavaş, birer birer sonbaharın tatlı hüznünde, eşikte bekleyen kışın esrarengiz sessizliğinde ağırlaşmaya başladılar. Mevsimler gibi canlılar da doğanın döngüsünde değişimlerden geçiyor. İlkbaharın çoşkusundan sonra yazın baş döndürücü şımarıklığında kendini kaybeden manevi yolcuların başını öne eğip ilkbaharın başlagıcında terkettikleri ruhani derslerini yeniden ele alışlarını gözlemliyorum bugünlerde. Hepsinin dilinde bir özür, bir mazaret, bir bahane, çoğunun içinde suçluluk duygusuyla dikkatlerini özlü sözlere, ruhsal kitaplara ve Mucizeler Kursu’nun derslerine yönlendiriyorlar yeniden. Bir sonraki ilkbahara kadar. Yıllardır bu döngü şaşmıyor birkaç istisna azimli öğrenci haricinde. Sosyal medyada deniz kenarlarında çekilmiş fotoğraflar, akşam yemeklerindeki ziyafetlerin resimleri, hayati önemi olan veya felsefi sözlerin eşliğinde tekne turlarında güneş gözlüklü, mayolu pozlar… Eğlenmek, insani ihtiyaçlarımızı hayatın aheste akışına bırakmak, güneşin doğup batışında mistik bir şeyler görmek gibi nelerle karşılaşmayız yaz aylarının sarhoşluğunda. Bazılarımız, azımız, gündelik tekdüze yaşamların koşusundan soluklanıp tatil günlerini fırsat bilip kendiyle inzivaya çekilir. Az insan, az sohbet, az eğlence, az müzik, az yemek fakat çokça meditasyon, dersler, irdeleme, kendini dinleme gibi eylemlerden yaz sonrası bir başka güçlü, bir başka görüşle yeniden yaşamın çarkında yerlerini alırlar tatil sonraları. Onların ışığı yansır dünyanın karanlık gözyüzüne, şifa gibi yaralara konar, dünyanın acısına merhamet sürerler.

Hayatta en zor olan şey aynı zamanda bir insanın manevi gelişimi için en gerekli olan şeydir: başkalarına veya bizi avutan şeylere kaçmaktansa yalnızlığın dehşet saçan o ilk anına sarılmak ve orada kalmak. Yalnızlığın içinde kendimizle yüzleşmek, içimize bakmak, zihnimizi arındırmak gibi maneviyatın temel derslerini yerine getirmektense dikkatimizi eğlencelere ve yaşamın bize sunduğu avutmalara vermek çok kadar kolay. Oysa, manevi dönüşümde ilerlemek için zor olanı seçmek gerek, çünkü bir tek o zorluk sınırında bir başka gerçekliğe ulaşmak mümkün. Kendi gerçekliğimize ulaşmak için yabancı sesleri susturmak, rolleri bırakmak ve dikkatimizi esir alan avutmalardan uzaklaşmak gerek. Başkalarının söyledikleri, yaptıkları, önerdikleri ya da sundukları değil esas olan. Kalabalıktan, gürültüden ve illüzyonlardan beslenen bir vesvesenin arkasında usulca ona dönmemizi, ebedi sabrın ve sevginin beşiğinde kucağa alınmayı bekleyen masumiyetimiz ve kutsallığımızdır esas olan. Ona ulaşmak için yalnızlık şarttır. Sonrası kendiliğinden gelişir.

Bengü Aydoğdu