Ruh'dan Öz'den

Mutlu olmak sevmektir

Mucizeler Kursu’nda temel olarak şunu öğreniriz: Sevgi ancak başkarıyla paylaşıldığında korunabilir. Yalnızca kendimiz için aradığımız bir mutluluk yok. Paylaşıldığında azalan veya yokolan bir sevgi sevgi değildir ya da yeterince menfaatlerden arıtılmamıştır. Bu tür gelip giden, değişen bir duyguya sevgi adı vermek yanlış. Bu durum ama günümüz insanında normal bir hal. Geçenlerde bir konu açıldı. Kocasından ayrılmış, tek başına yıllardır iki çocuğu ile ayakta kalmaya çalışan bir kadınla ilgili. Türkiye’de yaşıyor ve şartları zor. Parasızlık, çocukların okul ve yetişme derdi, aile tarafından yeterince destek görmemek, işsizlik, hastalıklar gibi bir çok unsur kadının yaşamını cehenneme çevirmiş. Kocası zamanında kadını aldatmış, ilişkileri ve evlilikleri son bulmuş. Erkek kendi yaşamına bekar ve özgür biri olarak devam etmiş, kadın annelik güdüsüyle çocukları yanında tutarak düşe kalka yaşamaya çalışıyor. Mesleği veya iyi bir eğitimi yok. Bu nedenle kalifiye eleman olarak iş bulması olanaksız. Eften püften kötü maaşlı işlerde bir yandan çalışıp diğer yandan evin geçimi, çocukların ihtiyaçları, alışveriş, yemek yapmak, doktor ziyaretleri, çocukların hobileri veya spor etkinlikleri gibi her şey kadının omuzlarında. Erkek, imkanları doğrultusunda nafaka vermiş, zaman zaman çocuklarla ilgilenmiş fakat arasıra çocuk bakmakla her gün 24 saat sorumlu olmak arasında dağlar kadar fark var elbet. Kendimden bilirim, yalnız çocuk büyütmenin zorluklarını.

Kadın, kocasının davranışını aradan yıllar geçmesine rağmen hala affedememiş. Pişmanlıklar, üzüntüler, sıkıntılar, aldatılmışlığın verdiği aşağılık kompleksi gibi sayısız olumsuz etkenler kadının psikolojisini bozmuş, içi garez, kin, suçlamalarla dolu biri yapmış. Zaman zaman kendini içkiye verip içindeki nefretin zehrini azaltmaya çalışıyor. Başka türlü onu mahveden, intihar teşebbüsüne kadar sürükleyen düşüncelerden sıyrılamıyor çünkü. Sarhoşluğunda kendini dağıtıp, yanında yaşayan çocuklara dehşet yaşatıyor. Tekrar ayıldığında yaptıklarına mazaret, bahane veya sebep bulmakta zorlanmıyor. “Kocam bana böyle yapmasaydı ben böyle olmazdım. Hayatımı o mahvetti!” diye yakınıyor. Bir yandan haklı. Yaşam şartları dile kolay, yaşanırken adeta kan kusturan cinsten. Fakat kendisi ruhsal anlamda kendini geliştirmeye çalışan biri aynı zamanda. Bu ona verilmiş bir hediye, fakat farkında değil. Mevlana, Şems ve birçok başka spiritüel kaynakları okumuş, bu konuda gerçekten azimli bir insan. Peki neden okudukları hiç fayda etmiyor diye sorduğumuzda cevap basit. Okumakla olmaz arınma, kurtuluş. Eylem, uygulama gerek. Kalıpsal egomuzun yerine başka bir benlik koymamız gerek. O benlik ama halihazırda bir şey değil. Onu büyütmek, geliştirmek şart. Bu çok zor bir mesele gerçekten.

Egonun dünyasında, her yanımız egolarla dolu bir evrende egoya karşı durmak, onu istememek, inkar etmek, onun zıttına davranmak kolay olsaydı günümüz dünyası egosuz insanlarla dolup taşardı. Durum tam tersi. Ego, her geçen gün daha da azmakta, kudurmakta yeryüzünde. Haliyle bu kadın da bolca okuyor kurtuluşu ama yaşamında gerçekleştiremiyor. Çünkü elinde okuduğu satırların yanısıra uygumala yöntemi yok. Bir gurusu da yok veya var da görmüyor. Kadın kendini o kadar yaralı ve kandırılmış hissediyor ki, okuduğu hiçbir şey devasa bir duvar gibi zihnini karartan suçlamayı aşamıyor. Kendine acıması, haklı bulması, haksızlığa uğradığını düşünmesi kurtuluşun önünde kocaman bir hendek gibi iyileşmeyi engelliyor. Bunu kendisi kabul ediyor gibi görünsede esasen etmiyor. Çünkü hayalinde daha mutlu bir kadın var, sevilen, bir erkek tarafından yüceltilen, para sıkıntısı olmayan, halivakti yerinde bir iş kadını imajıyla hatta çocuksuz olmayı özlüyor. Kendi gerçekliğinin tam tersi.

Her gün böyle bir ikilem içinde olmak, kavga etmek, kendi yaşamını reddetmek, başkalarını suçlamak ve kıskanmak, geçmişten ötürü nefret ve garez beslemek hangimizi mutlu edebilir? Böyle bir tutumla sevgi nasıl yeşerebilir? Yeşeremez. Affetmek, tüm şifanın başı ve sonu. Başka bir şey yok. İçinde bulunduğumuz zorlu durumlarımız değişmese bile affetmenin sihirli dokunuşu ile aydınlanmış bir zihinde bambaşka bir görüş tezahür eder. Tüm sıkıntılara rağmen daha uysal, daha ılımlı, daha kabullenici ve en önemlisi suçlamasız daha sevgi dolu bir kişi oluruz. İyileşmek için bu elzem. Sadece paylaşılan bir sevgi insanı mutlu edebilir, başka hiçbir şey değil. Sevgiyi paylaşmak için ille birine ihtiyacımız yok. Kendimizle başbaşa sevginin iyileştirici titreşimlerini yaşayabilir dünyaya daha güzel bakabiliriz. Komşumuza gülümsemek, çocuk yaramazlık yaptığında kızmamak, geçmişi tamamen bırakmak, azla yetinmek, daha arzusuz olmaya çalışmak, şimdiki zamana karşı düşmanlık veya direnç beslememek, başkasından sevgi dilenmemek, yardımcı olmak, okuduğumuz spiritüel bilgileri vargücümüzle gündemimize uygulamaya çalışmak gibi yaşamda elimizde olan birçok imkan var. Böyle bir disiplinle ve doğru kararlarla kötülük için yer kalmaz yaşamımızda. Bu durumda Özbenliğimizin yaralanmaz ebedi varlılığı egonun üstüne çıkar, yüzümüze o esrarengiz ışığını yansıtır. Tüm zorluklara rağmen mutlu, daha barışık olabiliriz. İşte o zaman son bulur saldırılarımız, hem kendimize hem başkalarına karşı. Zor da olsa kurtuluş mümkün bu dünyada: onu aşarak öze yönelmekle mümkün.

Foto: pixabay