Ruh'dan Öz'den

Zen defterimden: Sırt Çantası

Yazan Contessa

Bilgelik hikayelerine bayılırım. Merhaba… Ben Contessa. www.kulturguru.com sayfasının editörü. Mucizeler Kursu’nu bilmem, okumadım. Açıkçası, henüz okuma isteği de hissetmiyorum. Fakat bu demek değildir ki, bilgeliğe karşı kapalıyım. Bengü’nün ifadesiyle “Herkesin yolu kendinedir” diyerek ben Zen yolunu, Uzak Doğu’nun anlatımlarını tercih etmişimdir hep. Belge ise, insanın hangi yolu seçeceği bile doğumuyla beraber genlerine işlenmiş olduğunu savunur. Kültür adı altında toplanmış insani değerleri, gelenekler ve doğal altyapının üstüne inşa edilmiş fenomenleri tek bir temele indirgediğimizde ortaya çıkan olgu yazgı gibi bir şey diyor Belge. Neden olmasın? Bildiğimiz bir damla, bilmediğimiz umman. Benim bilgi küfemde birçok hikayeler var, kaynağı Uzak Doğu olan. Günümüz insanlarının stresli, kalabalık, korku dolu yaşamlarına bir nebze teselli olduklarına inanırım. Onları ciddiye alıp uygularsak daha ötesi de mümkün. Son durak aydınlamadır der bilgeler insani gelişimin sürecine. Aydınlanma kelimesi dillere düşmüş mânâ çümbüşüne uğramış. Herkes kafasına göre bir şeyler doğru yanlış anlatıyor, yazıyor hatta öğretiyor ama aydınlanan var mı diye baktığımızda koskoca bir boşlukla karşıkarşıyayız. Aranızda, onca liderin içinde gerçekten aydınlanmış birine rastlayan var mı? Varsa, şanslısınız.

Fakat şansı da bazen zorlamak gerek eyleme geçerek. Zen defterimden bir hikaye:

Bir zamanlar yaşamının tümünü küçük bir köyde geçiren bir kadın varmış. Ömründe gittiği en uzak yer komşu köymüş. Hayatı boyunca seyahat etmeyi, uzaklara gitmeyi hayal etmiş fakat, hayalini gerçekleştirmek için tek bir adım dahi atmamış.

Yıllar gelmiş geçmiş. Kadın 65. yaşını doldurduğu gün seyahata şimdi çıkmazsa asla çıkamayacağını düşünmüş ve karar vermiş. Varını yoğunu satmış, yalnızca içine en gerekli şeyleri sığdırdığı bir sırt çantası almış ve yola çıkmış. İlk günler gördükleri karşısında hayretlere düşmüş, sevinçten, mutluluktan ağlamış. Kendini hiçbir zaman bu denli canlı hissetmediğini farketmiş. Aradan birkaç hafta geçmiş, yorgun düşmüş. Terkettiği köyünü, evini özlemeye başlamış. Bitkin bir şekilde bir ağacın dibine çökmüş, sırt çantasını kenara fırlatmış ve ağlamaya başlamış.

„Hiçbir şeyim yok! Hayatımda artık hiçbir şeyim kalmadı!” diye haykırmış ağlarken. Tesadüfen başka bir ağacın altında bir Zen ustası oturmaktaymış. Kadının haykırışını, çaresizce ağlayışını duymuş yardım etmek istemiş. Bir hışım oturduğu yerden kalkmış, kadının fırlattığı yerden sırt çantasını kapmış ve arkadaki ormanın içine kaçmış. Kadın ağzı açık hayretle hırsızın ardından bakakalmış. İçini panik kaplamış. “Sırt çantam sahip olduğum tek şeydi. “Artık hiçbir şeyim kalmadı” diyerek acı acı ağlamaya başlamış. Bir süre sonra yapacak bir şey olmadığını anlayıp, ayağa kalkıp devam yürümeye başlamış. Bitkin adımlarla, düşük omuzlarla, çaresizce, ölmek için. Bu esnada Zen ustası kadının göremeyeceği şekilde ormanın içinden geçip yolun az ilerisine sırt çantasını geri bırakmış. Kadın çantayı gördüğünde sevinçle ışıldamış yüzü. “Tanrım’a şükürler olsun! İhtiyacım olan her şeyi bana geri verdin,” diyerek seyahatını devam sürdürmek için yürümeye başlamış bu sefer.